• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/DenizliAGD?ref=hl
  • https://twitter.com/DenizliAgd
Custom Search
ŞAKİR TARIM
denizliagd@hotmail.com
Bu ne büyük azim ve mücadele Yarabbi!
11/03/2013

Yaşı müsait olanlar, Millî Görüş’ün muhterem lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan Hoca’nın destanlık çaptaki mücadelesine şahit oldular. O, nasıl bir sarsılmaz bir iman, yenilgi kabul etmeyen bir irade, ne büyük azim, cesaret ve amansız bir mücadeleydi, değil mi? Ben, onun bir ömür devam eden koşusuna bakarak, hep Necip Fazıl’ın şu mısralarını hatırlamışımdır: “Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur! / Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.”

Temsil etmeye çalıştığı kâinat çapındaki muazzam dâvâya nispetle, karşısında öylesine büyük engeller vardı ki… Onun için, hep dikenli yolda ilerledi, hep yokuşa doğru at koşturdu, engellerle mücadele etti, ümitsizlik vaad eden nice olaylarla karşılaştı; fakat o, bir an olsun tereddüt göstermedi, hep hedefine doğru ilerlemekte ısrar etti. O, insan merkezli bir dâvâya inanmıştı. Amacı, Muhammet Ümmeti’nin ayağa kalkmasını sağlamak; yeniden hak ve adalet merkezli bir dünyanın kurulmasına öncülük ederek; insanlığa, özlediği huzur ve barış iklimine kavuşturmaktı.

Asırlarca hak ve adaletin öncülüğünü yapmış olan Osmanlı, kurumsal sıkıntılar yaşıyordu. İslamî referansları ölçü alan topluma, Batılı düşünceler enjekte edilmeye başlanmıştı. 1839’da ilân edilen Tanzimat Fermanı ile, Batılı düşünceler resmen onaylanıyordu. Yabancı fikir akımları Osmanlı’da çözülmeler meydana getirmiş, devleti büyük oranda tahrip etmişti. 1876’da padişah olan Sultan Abdülhamit Han, ince ve ferasetli siyasetiyle Osmanlı’nın yıkılışını 30 sene geciktirdi.

İttihat ve Terakki, Jöntürkler gibi ayrılıkçı yapılanmalar, “Kale içinden alınır” prensibiyle hareket ederek, işbirlikçi bir mantıkla Sultan Abdülhamit Han’a karşı muazzam bir muhalefet cephesi oluşturdular. Çeşitli olaylar tezgâhlayıp türlü entrikalarla Abdülhamid’i tahtan indirmeyi başardılar.

 

İSLÂM ÂLEMİ PERİŞAN OLDU

Siyonizm’in Abdülhamit Han’ı tahttan indirmesinin temelinde İslâm’ı yok etme planları vardı. Osmanlı sonrası Türkiye ve İslâm âlemi, akla hayale gelmeyen sıkıntılar içine girdi. Erbakan Hoca, felâketin büyüklüğünü bir konferansında şöyle anlatıyordu:

 “- Osmanlı bir ceylan… Ceylan’ın kalbi Sultan Abdülhamit… Ve Ceylan’ı kalbinden vurdular. Getirip bir masaya yatırdılar, parça parça doğradılar… Türkiye kısmını düdüklü tencereye koyup 500 santigrad basınç altında 50 yıl kaynattılar, pelteleştirdiler… Biz, şimdi o pelteyi diriltmeye çalışıyoruz.”

Osmanlı sonrası, Türkiye ve İslâm âlemi üzerinde nice oyunlar oynadılar. Hatta, milletimizin dinini bile değiştirmeye çalıştılar. Kâzım Karabekir Paşa, “Paşaların Kavgası” adlı eserinde, Cumhuriyet kurulunca, “Devletin dini Hırstiyanlık olsun”, teklifleri yapıldığını, hatta konunun “Meclis’in 18. 7. 1923 tarihli toplantısında tartışmaya açıldığını” anlatır. (Sh. 141 - 146)

Eşref Edip’in Kara Kitap’ı, İslam’a ve Müslümanlara yapılan baskı ve zulümlerin örnekleriyle doludur. Cumhuriyet Dönemi Din - Devlet İlişkileri adlı eser, devlet arşivleri ve Meclis tutanakları kaynak alınarak hazırlanmıştır ve dine ve Müslümanlara yapılan baskıların belgeleri özelliğini taşır.

Bütün bunlar, “Önce ahlâk ve mâneviyat” bayrağını açarak millî kimlik ve değerlerimizle var olmamız gerektiğini ortaya koyan Erbakan Hoca’nın engellerle dolu nice ağır şartlarda mücadele verdiğini göstermektedir. Afganistan eski Devlet Başkanı Burhaneddin Rabbanî, 1986 yazında bir ay kadar Erbakan Hoca’nın misafiri olmuş ve bu süre içinde ağırlığı Ege Bölgesi illeri olmak üzere, Refah Partisi’nin 7 - 8 il kongresine katılmıştı. Rabbanî, ülkesine dönerken şu cümleyi kullandı: “Erbakan Hoca’nın ikna yöntemini kullanarak Türkiye’de başlattığı siyasî cihat, bizim Afganistan’da Ruslarla verdiğiz silâhlı cihattan kat kat zor.”

 

ZORLUKLAR ONU YILDIRAMADI

Erbakan Hoca, siyasî rakiplerinden daha çok dünya Siyonizm’i ile mücadele verdi. Emperyalist odaklar ve onların yerli işbirlikçileri; Türkiye’nin aslına, özüne, millî kimliğine dönmesini istemiyordu. Bu yüzden yerli ve millî düşüncenin temsilcisi olan Erbakan Hoca’nın önüne engel üstüne engel koydular. Sürgünler, siyasî yasaklı hale getirmeler onu yıldıramadı. 4 kere partisi kapatıldı. Her defasında, “Atımızı elimizden alanlar, yolumuzu da almadılar ya!” diyerek kaldığı yerden yoluna devam etti.

Şevket Kazan Bey şöyle anlatır: “Erbakan Hoca, bizim arabanın geri vitesi yoktur; yapamayız, edemeyiz diye bir şey yok; yaparız, başarırız anlayışı vardır, derdi.”

İnancı sağlam, Allah’a tevekkülü tamdı. Dünya hayatının imtihandan ibaret olduğunu bir an olsun unutmadı. Hak - bâtıl mücadelesinde hakkın safında yer aldı, hep hakkı üstün tuttu. Cüneyd-i Bağdadî’nin (k.s) şu sözünü sık naklederdi: “Allah bana kolaylık verirse üzülürüm; çünkü rehavet ve tembelliğe kapılırım. Zorluk verirse sevinirim; çünkü o engelleri aşmak için mücadele eder, derecemi yükseltirim.”

Erbakan Hoca’ya mücadele azmi kazandıran en önemli etken onun sarsılmaz inancıydı. Allah’ın rızasını hayatın merkezine almıştı. Dünyadaki görevinin Allah’a kulluk olduğunu çok iyi biliyor, kadrolarına “Allah’a kul olamayanlar, dâvâsına er olamazlar” diyordu.

Hayata maddeci gözle bakarak ucuz politikalar üretme anlayışından kurtulamayanlar, Türkiye ve insanlığa hizmet uğruna Erbakan Hoca’nın içinde kaynayan volkanın sebebini anlayamadılar. Nitekim, Erbakan Hoca’nın vefatının 1. yılında Millî Gazete’ye konuşan Mehmet Ali Birand şöyle itiraf ediyordu: “Biz, Erbakan’ı yanlış anladık. Erbakan’ı anlayabilmek için hiç çaba harcamadık. Çok renkli politikacısıydı bu ülkenin. Ama, biz onun önünü ‘irticacıydı, dinciydi’ diyerek kestik.”

Şer güçler, Erbakan Hoca’nın kitleler tarafından lâyıkıyla anlaşılmasına engel oldular. Yüz binlerce insan ondan eğitim aldı, fikirlerinden faydalandı. Eğer âlemde, bir miktar vefa kalmışsa; Erbakan Hoca’nın üzerinde emeği olduğunu düşünen herkes, onun Türkiye’nin öncülüğünde, insanlığın saadet ve kurtuluşunun reçetesini ortaya koyan evrensel mesajına sahip çıkmalıdır.

Hocam! Biz senden razıyız, Allah da senden razı olsun!




1665 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Mekkenin Fethi ve Secdedeki İzzet - 23/12/2015
Mekkenin Fethi ve Secdedeki İzzet
Din eğitimi vazgeçilmez ihtiyaçtır - 25/09/2014
Din eğitimi vazgeçilmez ihtiyaçtır
Köseler’deki 14 Madencinin Hazin Öyküsü - 23/05/2014
Köseler’deki 14 Madencinin Hazin Öyküsü
Mekkenin Fethi ve Secdedeki İzzet - 04/03/2014
Gençliğin mânevî sigortası: Anadolu Gençlik - 27/12/2013
Gençliğin mânevî sigortası: Anadolu Gençlik
Türkçe ezan macerası - 21/11/2013
Türkçe ezan macerası
Gurbette Müslüman olmak - 03/10/2013
Gurbette Müslüman olmak
Kur’an ayında Kur’an’ı yaşamaya var mısınız? - 16/07/2013
Kur’an ayında Kur’an’ı yaşamaya var mısınız?
Ayasofya ibadete açılsın! - 16/05/2013
Ayasofya ibadete açılsın!
 Devamı
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam9
Toplam Ziyaret109516
Üyelik Girişi
HADİSi ŞERİF
Peygamber Efendimize (sav),en temiz kazancın ne olduğu sorulduğunda:"Kişinin kendi elinin emeği,bir de dürüst ticaretin kazancı"buyurmuştur.
TAZİYE

"İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi Raciûn

----------------------
Anadolu Gençlik Derneği Denizli Şubesi Yönetim Kurulu  Üyesi  ALİ ÇIRAK'IN DEDESİ Hakkın Rahmetine kavuşmuştur. Merhuma Allah'tan rahmet, kederli ailesine sabır ve başsağlığı dileriz.

BİR FM

ÖZLÜ SÖZ

Genç,inancı ve idealleri uğruna fedakarlık yapabilendir.

MİLKO